2025 Yılı Gelişmeleri

Makroekonomik Gelişmeler

Küresel Ekonomi

2025 yılı, küresel ölçekte süren jeopolitik riskler, artan ticari gerilimler ve korumacı eğilimlere rağmen, dünya ekonomisinin istikrarlı ancak tarihsel büyüme ortalamalarının altında seyrettiği bir dönem olmuştur. Küresel ekonomik görünümde, ülkeler ve bölgeler arasında ekonomik faaliyet düzeyi açısından belirgin ayrışmaların devam ettiği gözlenmiştir.

Küresel ekonomi 2025 yılında krizden uzak, ancak temkinli bir iyimserliğin hâkim olduğu ılımlı bir büyüme yol haritasında ilerlemiştir.

Uzun dönem ortalamalarının altında seyreden küresel büyüme, finansal istikrar açısından olumlu bir çerçeve sunmakla birlikte, küresel ekonomide toparlanmanın dengesiz ve kırılgan bir yapı sergilediğine işaret etmiştir. ABD yönetiminin Nisan ayında karşılıklılık esasına dayalı olarak açıkladığı yeni tarife paketinin ardından birçok ülkeyle ticari müzakerelerde ilerleme sağlanması, tarifelerin ilk açıklanan seviyelerin altında kalmasına yol açmıştır. Söz konusu önlemler, küresel ekonomik faaliyet üzerindeki olumsuz etkilerinin beklenenden daha sınırlı kalmasına katkı sağlamıştır.

2025 yılı boyunca, olası tarife artışlarından etkilenmemek amacıyla yatırım ve ticari faaliyetlerin öne çekilmesi, stok birikimi ve tedarik zinciri yönetimindeki geçici ayarlamalar da küresel ekonomik aktivitenin görece dengeli seyretmesini destekleyen unsurlar arasında yer almıştır. Demir-çelik, bakır ve otomotiv sektörleri başta olmak üzere uygulamaya alınan yüksek tarifelerin, ilaç ve ağır hizmet tipi araçlar gibi yeni sektörleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi, ticaret politikaları kaynaklı risklerin küresel görünüm üzerinde canlı kalmasına neden olmuştur.

Ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler 2025 yılında küresel ekonomik görünümün temel risk unsurlarından biri olmayı sürdürmüştür.

Küresel merkez bankaları, dezenflasyon sürecindeki yavaşlamaya rağmen, tarifelerin fiyatlar üzerindeki etkisinin öngörülenin altında kalması ve iş gücü piyasalarına ilişkin risklerin öne çıkmasıyla birlikte, ülkeler arasında farklılaşan hızlarda olmak üzere genel olarak faiz indirimlerine devam etmiştir. Ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklerin orta vadede enflasyon ve ekonomik faaliyet üzerindeki etkilerinin daha belirgin hale gelebileceğine yönelik değerlendirmeler, para politikalarında  ihtiyatlı duruşun korunmasına yol açmıştır.

Mart 2024 tarihinde küresel ölçekte zirve yapan politika faizlerinin ardından, merkez bankaları kademeli bir gevşeme sürecine girerken, pandemi öncesi döneme kıyasla faiz seviyelerinin hala yüksek düzeylerde seyrettiği görülmektedir. Yüksek düzeydeki faizler küresel finansal koşullarda temkinli bir sıkılığın sürmesine neden olmuştur. İmalat sektörü üzerinde kısıtlayıcı etkiler daha belirgin hissedilmiştir.

Jeopolitik gelişmeler tarafında, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar, Orta Doğu’da kalıcı barışa ilişkin belirsizlikler, İsrail-İran gerilimi, Doğu Akdeniz ve Tayvan eksenli bölgesel çatışma riskleri ile ABD-Venezuela hattındaki gerilimler, küresel ekonomi üzerindeki riskleri yükselten etmenler olmuştur. Küresel talepteki ılımlı seyir, ABD’de artan petrol stokları ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC+) ülkelerinin üretim artışları ile ertelenmiş enerji yatırımlarının devreye girmesi sonucunda, enerji fiyatlarının yıl genelinde gerileme eğilimi sergilediği görülmüştür.

Enerji fiyatları 2025 yılında dalgalı ancak genel olarak ılımlı bir seyir izlemiştir.

Enerji dışı emtia fiyatlarının da benzer şekilde ılımlı bir görünüm sergilemesi beklenirken, jeopolitik riskler, ABD’deki mali belirsizlikler, Merkez Bankaları Sistemi’ne (FED) ilişkin faiz indirimi beklentileri ve küresel merkez bankalarının altın alımları, kıymetli metallere olan talebi artırarak altın fiyatlarını rekor seviyelere taşımıştır.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Ekim 2025 tarihli Küresel Ekonomik Görünüm Raporu’na göre, küresel ekonomi 2024 yılında %3,3 büyümenin ardından, 2025 yılında %3,2 ve 2026 yılında %3,1 oranında büyüme kaydedecektir.

Küresel büyüme, 2000-2019 dönemi ortalaması olan %3,8’in belirgin şekilde altında seyretmektedir.

IMF, ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklerin yüksek seviyede kalmaya devam ettiğini, odağın nihai tarife oranlarından bu politikaların fiyatlar, yatırımlar ve tüketim üzerindeki etkilerine kaydığını vurgulamıştır. Enflasyon tarafında ise küresel ölçekte manşet ve çekirdek enflasyonun önceki tahminlere kıyasla sınırlı yukarı yönlü revize edilmiş ve yıllık bazda düşüş eğiliminin sürdüğü belirtilmiştir. Küresel manşet enflasyonun 2024’te %4,9’dan, 2025’te %4,3’e ve 2026’da %3,7’ye gerilemesi beklenmektedir.

Euro Bölgesi

Euro Bölgesi ekonomisi, zayıf ve kırılgan görünümünü sürdürmekle birlikte, önümüzdeki dönemde sınırlı bir toparlanma göstermesi beklenen bir çerçeve sunmuştur. Bölgenin büyüme performansında, özellikle lokomotif ülke konumundaki Almanya ekonomisindeki zayıflık belirleyici olmaya devam etmiştir. İmalat sanayi ve ihracat odaklı üretim yapısı nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’da sanayi üretimindeki gerileme eğilimi 2025 yılında da sürmüştür.

Euro Bölgesi’nde büyüme dinamikleri, imalat sanayindeki durağanlık ve Almanya kaynaklı zayıflık nedeniyle sınırlı kalmaya devam etmiştir.

IMF tahminlerine göre, Euro Bölgesi’nin 2024 yılında %0,9 büyümesinin ardından, 2025 yılında büyüme hızının %1,2’ye yükselmesi, 2026 yılında ise %1,1 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. 

Bölge büyümesinin salgın öncesi seviyelerin altında, görece zayıf bir görünümü koruyacağı öngörülmektedir. Euro Bölgesi’nin en büyük ekonomisi Almanya’nın ise 2024 yılında %0,5 daralmasının ardından, 2025’te %0,2 ile neredeyse durağan bir büyüme kaydetmesi ve 2026’da ise %0,9 büyüme ile kısmi bir toparlanma göstermesi beklenmektedir. IMF, Almanya için 2025 büyümesini %0,2 ve 2026 büyümesini %0,9 olarak öngörmektedir.

Almanya hükümetinin Ekim ayında paylaştığı resmi tahminlerde ise 2025 yılı büyüme beklentisinin %0’dan %0,2’ye yukarı yönlü revize edildiği görülmüştür. Sanayi sektöründeki daralma, yatırımlardaki zayıflık, iş ortamına ilişkin aksaklıklar, bürokratik süreçlerin yükü, ABD tarifelerinin olumsuz etkileri ve özellikle Çin kaynaklı rekabet baskısının büyüme üzerinde aşağı yönlü riskleri canlı tuttuğu değerlendirilmektedir. Almanya hükümeti, altyapı ve kamu harcamalarının desteğiyle ekonominin 2026’da %1,3 ve 2027’de %1,4 büyüyerek daha belirgin toparlanma göstereceğini öngörmektedir.

Almanya’da toparlanmanın hızı, mali desteklerin sahaya yansıma süresi ve yapısal reformların etkinliğine bağlı olarak şekillenecektir.

ABD Ekonomisi

ABD ekonomisi, güçlü özel tüketim harcamalarının desteğiyle diğer gelişmiş ekonomilerden olumlu yönde ayrışmayı 2025 yılında da sürdürmüştür. Ekonominin önemli bir bölümünü oluşturan tüketim harcamalarının dirençli seyri, büyüme görünümünü destekleyen temel unsur olmuştur.

ABD’de büyümenin ana taşıyıcısı, güçlü iç talep ve özel tüketim performansı olmayı sürdürmüştür.

IMF projeksiyonlarına göre, ABD ekonomisinin 2024 yılında %2,8 büyümesinin ardından 2025 yılında büyüme hızının %2,0’ye yavaşlaması, 2026 yılında ise %2,1 ile ılımlı bir görünüm sergilemesi beklenmektedir. ABD’nin büyüme hızının gelişmiş ülkeler ortalamasına kıyasla görece daha yüksek kalacağına işaret etmektedir.

Trump yönetiminin ekonomi, ticaret ve dış politika alanındaki değişken yaklaşımı küresel ölçekte belirsizlikleri artırırken, izlenen adımların ABD ekonomisini destekleme amacı taşıdığı görülmüştür. Genişleyici bütçe yaklaşımı, vergi indirimleri, gümrük tarifeleri ve regülasyonlarda gevşeme adımlarının büyümeyi destekleyebileceği ve aynı zamanda ABD ekonomisinin dış rekabetten daha fazla korunmasına yönelik bir çerçeve oluşturduğu değerlendirilmektedir. Ancak, gümrük tarifelerinden elde edilen gelirlerdeki artışla birlikte, harcama düzeyinin yüksek seyretmesi nedeniyle federal bütçe açığının artmaya devam ettiği izlenmiştir.

Nisan ayında açıklanan tarifeler öncesinde piyasa beklentileri, enflasyonist baskıların belirginleşeceği ve bu durumun Fed’in gevşeme sürecini yavaşlatacağı yönündeyken, gerçekleşmeler tarifelerin fiyatlar üzerindeki etkisinin daha sınırlı kalmıştır. Bu durum karşısında istihdam tarafındaki aşağı yönlü risklerin öne çıktığına işaret etmiştir. Fed’in faiz indirimleri finansal koşullarda gevşeme sağlayarak ekonomik aktiviteyi desteklemiştir.

Tarifelerin enflasyon etkisi sınırlı kalırken, istihdam görünümü para politikası kararlarında belirleyici hale gelmiştir.

Küresel Para Politikası ve Merkez Bankaları

Küresel ölçekte tarifelerin fiyatlar üzerindeki etkisinin beklentilerin altında kalması ve iş gücü piyasasına ilişkin risklerin güçlenmesiyle, 2025 yılında merkez bankalarının genel yönelimi faiz indirimleri yönünde şekillenmiştir. Bununla birlikte, korumacı ticaret önlemlerinin ekonomik faaliyet ve enflasyon üzerindeki olası etkilerinin orta vadede daha net gözlenebileceği değerlendirmesi, para politikalarında temkinli iletişimin korunmasına neden olmuştur.

Merkez bankaları faiz indirimlerini sürdürürken, ticaret politikası belirsizliği nedeniyle “veriye bağlı” ve “toplantı bazlı” yaklaşımı öne çıkarmıştır.

Gelişmiş ülke merkez bankaları, enflasyon görünümündeki iyileşmenin desteğiyle faiz indirimi adımları atarken, hizmet enflasyonundaki katılıklar, iş gücü piyasası dinamikleri ve ülkeler arası büyüme farklılıkları nedeniyle indirimlerin hızı ve yönlendirmesi açısından ayrışmalar görülmüştür. Gelişmekte olan ülkelerde ise birçok merkez bankası faiz indirimlerini sürdürmekle birlikte, bazı ülkelerin faizleri sabit tuttuğu görülmüştür.

Enflasyon risklerinin belirginleştiği Brezilya’da ise faiz artışlarının gündeme geldiği izlenmiştir. Korumacı politikaların büyüme ve istihdam üzerindeki riskleri artırması, birçok ülkede orta vadede daha düşük faiz seviyelerine işaret etmekle birlikte, enflasyon beklentilerinin yönetimi GOÜ merkez bankaları açısından kritik önemini korumuştur.

2026 yılında da enflasyondaki düşüş eğilimiyle faiz indirimlerinin devam etmesi öngörülmekle birlikte, hizmet fiyatları katılıkları ve jeopolitik risklerin (Rusya-Ukrayna, Orta Doğu ve Latin Amerika kaynaklı gelişmeler dahil) para politikası üzerindeki etkileri yakından izlenmeye devam edecektir.

ABD Merkez Bankası (Fed)

Fed, 2025 yılında enflasyonun bir miktar yüksek seyrettiğine, buna karşılık istihdama ilişkin aşağı yönlü risklerin arttığına işaret ederek faiz indirim sürecine başlamıştır. Fed, Eylül ayı toplantısında federal fonlama faiz aralığını 25 baz puan indirerek %4,25-%4,50 bandından %4,00-%4,25 bandına çekmiş ve yılın ilk indirimini gerçekleştirmiştir. Karar 11’e karşı 1 oyla alınırken, Stephen Miran 50 baz puanlık indirim yönünde oy kullanmıştır.

Ekim ayı toplantısında da 25 baz puanlık indirimle faiz aralığı %3,75-%4,00 bandına çekilmiştir. Karar 10’a karşı 2 oyla alınmıştır. Miran 50 baz puanlık indirimi savunurken Jeffrey Schmid faizin sabit tutulması yönünde oy kullanmıştır.

Fed 2025 yılında üç toplantıda toplam 75 baz puan faiz indirimi yaparak politika faiz aralığını %3,50-%3,75 seviyesine çekmiştir.

Fed, Ekim ayı toplantısında ayrıca 1 Aralık itibarıyla bilanço küçültmeyi sonlandıracağını açıklamıştır. Bu adım, likidite koşullarını dengede tutma hedefiyle ilişkilendirilmiştir. Aralık ayı toplantısında da 25 baz puanlık indirimle faiz aralığı %3,50-%3,75 bandına çekilmiştir. Karar 9’a karşı 3 oyla alınmış, Goolsbee ve Schmid faizin sabit tutulmasını savunmuş, Miran ise yine 50 baz puan indirim yönünde oy kullanmıştır.

Fed, rezerv/likidite yönetimi amacıyla 12 Aralık’tan itibaren aylık 40 milyar ABD doları tutarında Hazine bonosu alımına başlayacağını ve 2026 yılında alım hızının kademeli azaltılacağını bildirmiştir. Fed, bilanço daraltma sürecinde rezervlerin yeterli seviyelere indiğini ve bu seviyelerin kalıcı olarak korunması için kısa vadeli kıymet alımlarına ihtiyaç bulunduğunu vurgulamıştır. Fed Başkanı Powell, izlenecek patikanın önceden belirlenmiş olmadığını ve kararların gelen veriler, görünüm ve risk dengesi çerçevesinde verileceğini ifade etmiştir. Aralık ayında yayımlanan projeksiyonlarda 2026 ve 2027 için 25’er baz puan indirim beklentisi korunurken, dot plot dağılımı üyeler arasında görüş ayrılıklarının sürdüğüne işaret etmiştir.

Avrupa Merkez Bankası (ECB)

ECB, 2025 yılında Ocak, Mart, Nisan ve Haziran ayı toplantılarında faizleri 25 baz puan indirmiştir. Temmuz, Eylül, Ekim ve Aralık ayı toplantılarında faizleri sabit tutmuştur. ECB, belirli bir faiz patikasına önceden taahhüt etmediğini vurgulayarak, veriye dayalı ve toplantı bazlı yaklaşımını sürdürmüştür. Temel refinansman faizi %2,15, marjinal borç verme faizi %2,40 ve mevduat imkânı faizi %2 seviyesinde gerçekleşmiştir.

ECB Başkanı Lagarde, uluslararası ortamın dalgalı seyrinin enflasyon görünümü üzerinde belirsizliği artırdığını ve faiz seviyesinin “uygun konumda” olduğunu aktarırken bunun statik bir duruş anlamına gelmediğini belirtmiştir. Kararların, enflasyon görünümü ve riskleri, temel enflasyon dinamikleri ve para politikası aktarım mekanizmasının gücü dikkate alınarak alınacağı ifade edilmiştir.

ECB, indirim sürecinde ilerlese de yüksek belirsizlik ortamında ihtiyatlı iletişimini korumaya devam etmiştir.

Japonya

Küresel gevşeme eğiliminin aksine, Japonya’da faiz artırımlarının gözlendiği, ekonomik aktivitenin ise ılımlı bir toparlanma patikasında ilerlediği bir görünüm öne çıkmıştır. 2024 yılında %0,1 ile neredeyse durağan seyreden büyümenin, reel ücretlerde beklenen toparlanmanın tüketimi desteklemesiyle 2025’te %1,1’e yükselmesi ve 2026’da ise %0,6 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir.

BOJ, Ocak 2025’te politika faizini 25 baz puan artırarak %0,50’ye çıkarmıştır. Yılın büyük bölümünde faizi sabit tuttuktan sonra Aralık ayında oybirliğiyle %0,75’e yükseltmiştir. Böylece politika faizi son 30 yılın en yüksek seviyelerine yaklaşmıştır. BOJ, ücret artışlarının desteğiyle enflasyonun %2 hedefine istikrarlı biçimde ulaşılacağına dair güvenin arttığını belirtmiştir. Görünüm tahminlerle uyumlu ilerlediği takdirde ilave artışların gündeme gelebileceğini vurgulamıştır.

BOJ, 2025 sonunda politika faizini %0,75’e yükselterek normalleşme sürecini güçlendirmiştir.

Siyasi tarafta, Temmuz ayı seçim sonuçları sonrası yaşanan değişimin ardından Ekim ayında LDP’nin JIP ile koalisyon kurmasıyla Sanae Takaichi’nin ülkenin ilk kadın başbakanı olması, maliye politikası beklentileri üzerinden piyasa fiyatlamalarını etkilemiştir. Yenin değer kaybının enflasyon riskini artırabileceğine yönelik değerlendirmeler öne çıkarken,

Takaichi hane halkı ve işletmeler üzerindeki enflasyon baskısını azaltmaya yönelik hedefli bir ekonomi paketi hazırlanması talimatı vermiştir. Japonya’da enflasyonun üç yıldır BOJ hedefinin üzerinde seyretmesi, ekonomik destek ihtiyacı ile yüksek kamu borcunun uzun vadeli faizler üzerindeki baskısı arasında hassas bir denge gerektirmektedir.

Çin

Çin ekonomisinde 2025 yılında büyümeyi aşağı çeken risklerin belirginleşmesi, geniş kapsamlı parasal ve mali gevşeme adımlarının sürdürülmesine neden olmuştur. Çin, 2023’te %5,2 ve 2024’te %5 büyümenin ardından, 2025’te küresel büyümedeki yavaşlamanın yanı sıra yurt içinde zayıf tüketim, genç işsizlikte yüksek seyir, deflasyonist baskılar, gayrimenkul sektöründeki borç sorunları ve emlak fiyatlarındaki gerileme ile yerel yönetim borçluluğunun büyüme üzerinde baskı oluşturduğu bir görünüm sergilemiştir. Batılı ülkelerle ticari gerilimler de aşağı yönlü riskleri artırmıştır.

Çin yönetimi, %5 büyüme hedefi doğrultusunda; faiz indirimleri, zorunlu karşılık oranı indirimleri, likidite artırıcı önlemler, dayanıklı tüketim mallarına yönelik sübvansiyon programları, işletmeler için makine-ekipman yenileme teşvikleri, ultra uzun vadeli özel hazine tahvili ihraçları, altyapı ve stratejik sektör projelerine destekler, konut alım kurallarında gevşeme ve emlak projelerine kredi tahsisinin artırılması gibi çok boyutlu teşvik paketleri açıklamıştır.

Çin, büyüme hedefini desteklemek üzere hem talebi canlandıran hem de finansal koşulları gevşeten eş zamanlı politika setleri uygulamıştır.

ÇKP Merkez Komitesi, Ekim ayında 2026-2030 dönemini kapsayan 15. Beş Yıllık Plan’ı duyurmuştur. Bilimsel-teknolojik kapasitenin artırılması, ulusal güvenliğin güçlendirilmesi ve modern endüstriyel sistemin kurulması temel öncelikler arasında yer almıştır. Büyüme motorunun iç tüketime kaydırılması hedefi doğrultusunda, sosyal refah alanlarına yatırım ve hizmet tüketimini genişletmeye yönelik adımların öne çıktığı görülmüştür. Yapay zekâ, robotik ve biyoteknoloji gibi yeni nesil sektörlerde ivmelenme görülmüştür. Yarı iletkenler başta olmak üzere kritik teknolojilerde yerli inovasyon ve kendi kendine yeterlilik vurgusu da planın temel bileşenleri arasındadır.

IMF, uygulanan destekleyici politikalara rağmen tarifelerin olumsuz etkisiyle Çin büyümesinin 2024’teki %5’ten 2025’te %4,8’e ve 2026’da %4,2’ye yavaşlayacağını öngörmektedir. 2026 yılında politika odağının, zayıf tüketim, yerel yönetim borçluluğu ve konut sektörüne ilişkin risklerle mücadele çerçevesinde şekillenmesi beklenmektedir.

IMF’ye göre Çin büyümesi 2025’te %4,8’e, 2026’da %4,2’ye gerileyecektir.

ABD-Çin ilişkileri tarafında, Trump ile Jinping’in 30 Ekim 2025’te APEC kapsamında Busan’da gerçekleştirdiği görüşmelerde ticaret konusunda uzlaşı mesajlarının öne çıkması, dış talep kaynaklı riskleri sınırlayabilecek bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. ABD’nin ek gümrük tarifelerinde indirime gideceğine yönelik açıklamalar ve Çin’in bazı ithalat/tedarik zinciri adımlarına ilişkin mesajları, ticaret anlaşmasına giden yolda ilerleme sağlanabileceğine işaret etmiştir.