2025 Yılı Gelişmeleri
Sürdürülebilirlik Ekosistemindeki Gelişmeler
2025 yılı, sürdürülebilirlik alanında iklim, doğa, biyoçeşitlilik ve sürdürülebilir finans eksenlerinde düzenleyici çerçevenin derinleştiği; raporlama standartlarının yakınsama ve uygulanabilirlik odağında olgunlaştığı bir yıl olmuştur. Şirketler ve finansal kurumlar açısından sürdürülebilirlik gündemi, yalnızca gönüllü taahhütlerden ziyade zorunlu raporlama, güvence/denetim beklentisi, tedarik zinciri verisi ve finansal etkilerle bağ kurma yönünde ilerlemiştir.
2025 yılı, sürdürülebilirlik raporlamasında “standartların küresel yakınsaması” ve “uygulama disiplininin” belirgin şekilde hızlandığı bir dönüm noktası olmuştur.
Küresel Raporlama Mimarisi: ISSB/IFRS S1-S2’nin Yaygınlaşması ve Uygulama Odaklı Güncellemeler
Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nun (ISSB) IFRS S1 ve IFRS S2 standartları, 2025 yılı itibarıyla çok sayıda yargı alanında düzenleyici çerçevelere entegre edilmektedir. IFRS Vakfı tarafından yayımlanan profiller, çok sayıda ülkenin ISSB standartlarını benimsediğini veya mevzuatına dahil etme sürecinde olduğunu göstermektedir.
Uygulama tarafında ise 2025 yılında, sektör bazlı metriklerin kullanımına yönelik eğitim materyalleri ve Sektör-Bazlı Rehberi’nin nasıl değerlendirileceğine ilişkin açıklamalarla, şirketlerin veri mimarilerini ve raporlama süreçlerini standardize etmeleri desteklenmiştir.
ISSB, piyasa geri bildirimleri doğrultusunda IFRS S2’de özellikle sera gazı emisyon açıklamaları gibi alanlarda hedefli değişiklikler yayımlayarak uygulamayı kolaylaştırmaya dönük geçiş ve açıklık sağlayan düzenlemeler yapmıştır.
ISSB ekosistemi 2025’te kural setini büyütmekten çok, mevcut standartların tutarlı uygulanmasını güçlendiren açıklamalar ve hedefli düzeltmelere odaklanmıştır.
AB Düzenlemeleri: CSRD/ESRS ve Basitleştirme (Omnibus) Gündemi
Avrupa Birliği’nde sürdürülebilirlik raporlaması, 2025 yılında yalnızca kapsam genişlemesi değil, aynı zamanda uygulama yükü, takvim ve veri gerekliliklerinin basitleştirilmesi ve takvim revizyonları tartışmalarıyla şekillenmiştir. AB kurumları, sürdürülebilirlik raporlama ve durum tespiti yükümlülüklerinde rekabetçilik odağıyla “Basitleştirme (Omnibus)” paketleri üzerinde çalışmıştır. Sürecin 2025 boyunca önceliklendirildiği ve yıl sonunda siyasi uzlaşıya yaklaşıldığı görülmüştür. Raporlama dalgalarına ilişkin takvim ertelemeleri gibi düzenlemeler de gündemde belirgin yer tutmuştur.
AB’de 2025 gündemi, sürdürülebilirlik raporlamasında yüksek şeffaflık hedefi ile uygulama maliyetlerinin yönetimi arasındaki denge arayışıyla öne çıkmıştır.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Uygulamaları
AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) açısından 2025 yılı, geçiş döneminin (2023-2025) sonuna yaklaşılırken raporlama süreçlerinin kurumsallaştığı, kayıt ve başvuru altyapısının güçlendirildiği bir yıl olmuştur. AB Komisyonu, SKDM geçiş dönemi raporlama çerçevesini sürdürürken, SKDM Kaydı üzerinde yetkilendirilmiş beyan sahibi statüsü gibi uygulama adımlarını devreye almıştır.
SKDM geçiş dönemi 2025 sonunda tamamlanmaya yaklaşırken, tedarik zinciri emisyon verisi ve ürün bazlı karbon maliyeti yönetimi şirketler için stratejik bir uyum alanı haline gelmiştir.
Doğa ve Biyoçeşitlilik: Finansman Mimarisi ve TNFD İvmesi
Doğa gündemi 2025’te belirgin biçimde güçlenmiştir. CBD COP 16’nın Roma’da tamamlanan oturumunda kaynak mobilizasyonu ve finansman başlıklarında ilerleme sağlanmıştır. 2030’a kadar yıllık 200 milyar ABD doları mobilizasyon hedefi ve 2025 yılına kadar gelişmekte olan ülkelere yıllık 20 milyar ABD doları uluslararası akış hedefi gibi sayısal çerçeveler tekrar teyit edilmiştir.
Öte yandan Doğayla İlgili Finansman Görev Gücü (TNFD) tarafında yayımlanan 2025 Durum Raporu, doğa ile bağlantılı risk ve fırsatların kurumsal raporlama gündemine hızla girdiğini ve çok sayıda kuruluşun TNFD uyumlu raporlamaya başlama yönünde kamuya açık taahhütte bulunduğunu göstermektedir.
TNFD 2025 Durum Raporu’na göre 50’den fazla ülkeden 620 kuruluş ve yaklaşık 20 trilyon ABD doları AUM, TNFD Uyumlu Doğa Raporlaması’na başlama taahhüdü açıklamıştır.
Ormansızlaşma
Küresel ormansızlaşma, biyoçeşitlilik kaybı, karbon döngüsü bozulması ve iklim değişikliği açısından kritik bir küresel sorundur. Gıda ve Tarım Örgütü’nün (GTÖ) Küresel Orman Kaynakları Değerlendirmesi 2025 raporuna göre, 2015-2025 döneminde yıllık net orman kaybı 1990’lardaki yaklaşık 17,6 milyon hektardan 10,9 milyon hektara gerilemiş olsa da toplam orman alanındaki azalma devam etmektedir. Bu durum, sürdürülebilir arazi yönetimi ve orman koruma politikalarının güçlendirilmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, koruma, yeniden ağaçlandırma ve sürdürülebilir ticaret politikalarıyla ormansızlaşmanın azaltılması hem iklim hedefleri hem de ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilirliği açısından temel bir hedef olarak öne çıkmaktadır.
Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi
Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartları Kurulu’nun (ISSB) Sürdürülebilirlik değerlendirmesi, bir ürünün/operasyonun/şirketin çevresel ve sosyal etkilerini ölçülebilir metriklerle ortaya koyup karar alma süreçlerine entegre etmeyi amaçlayan yöntemler bütünüdür. Değerlendirme; hedefler, riskler, etkiler ve Anahtar Performans Göstergeleri (KPI) üzerinden yanıtlar. Kurumsal tarafta bu değerlendirme; yönetişim, strateji, risk yönetimi, metrik ve hedefler ekseninde, yatırımcıların kararlarına yarayacak şekilde kurgulanmaktadır.
Sürdürülebilirlik değerlendirmesinde teknik yöntem olarak en yaygın sistem Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (LCA)’dir. Ham madde çıkarımından üretime, lojistiğe, kullanıma ve bertarafa kadar sistematik bir çerçeve sunmaktadır. Hedef ve kapsam tanımı, envanter analizi, etki değerlendirmesi ve yorumlama adımlarını içerir. ISO 14040 bu çerçeveyi standartlaştırır ve özellikle ürün/ambalaj gibi alanlarda “toplam etkiyi” görmeyi sağlamaktadır.
2025 Amerika ve Eyaletlerinin İklim Değişikliği Yaklaşımı
ABD’de iklim politikalarında eyalet yaklaşımı, 2025 itibarıyla daha görünür hale gelmiştir. Eyaletler; yenilenebilir enerji hedefleri, enerji verimliliği standartları, araç emisyon düzenlemeleri, kamu alımları ve “Cap-and-Invest” (eski adıyla Cap-and-Trade) gibi piyasa temelli mekanizmalarla kendi iklim yol haritalarını uygulamaktadır. Bunu kurumsallaştıran önemli yapılardan biri olan U.S. İklim İttifakı Koalisyonu, “devlet öncülüğünde, yüksek etkili iklim eylemi” vurgusuyla eyalet liderliğini çerçevelemekte ve üye eyaletleri listelemektedir.
Piyasa temelli mekanizmalara iki somut örnek olarak California Cap-and-Invest ve Bölgesel Sera Gazı Girişimi (Regional Greenhouse Gas Initiative, RGGI) verilebilmektedir. California Hava Kaynakları Kurulu (California Air Resources Board, CARB), Cap-and-Invest programını eyaletin sera gazı azaltım stratejisinin kilit unsuru olarak tanımlamaktadır ve diğer iklim önlemlerini tamamladığını belirtmektedir. RGGI, elektrik sektöründeki CO₂ emisyonlarına yönelik bölgesel bir “Cap-and-Invest” modeli olarak verilmektedir. New York Eyaleti çevre otoritesi, RGGI’yi ABD’de CO₂’yi azaltmaya dönük ilk zorunlu piyasa temelli program olarak açıklamaktadır.
2025’te eyalet yaklaşımı “federal–eyalet” çekişmesini içermektedir. Bazı federal adımların eyalet iklim politikalarını hedefleyebildiği; buna karşın eyaletlerin kendi gündemlerini sürdürme iradesini koruduğu görülmektedir. Bu, şirketler için federal-eyalet-bölgesel program gibi çok katmanlı uyum ve farklı raporlama/uyum takvimleri anlamına gelmektedir.
Çin’in Sürdürülebilirlik Yaklaşımı
Çin’in sürdürülebilirlik yaklaşımı; 2030 yılından önce emisyon tepe noktası, 2060 yılında karbon nötrlüğü hedefleriyle iklim politikasını ve “yüksek kaliteli kalkınma/yeşil dönüşüm” gündemiyle sanayi ve finans politikalarını birlikte ilerletmektedir. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)’ne sunulan belgelerde bu hedefler ve 2030 yılına yönelik yenilenebilir kapasite, enerji karmasında fosil olmayan yakıt payı gibi enerji dönüşümü göstergeleri açık biçimde yer almaktadır.
Politika araçlarında ulusal karbon piyasası/ETS gibi piyasa mekanizmaları ve şirketlerin sürdürülebilirlik performansını yönlendiren raporlama ve açıklama düzenlemeleri olarak iki eksen öne çıkmaktadır. Çin’in ulusal karbon piyasasına ilişkin resmi/yarı-resmi kurum raporları ve kamu bilgilendirmeleri, ETS’nin işleyişini ve kapsamını “ulusal sistem” olarak tarif etmektedir. Ayrıca Ekoloji ve Çevre Bakanlığı (Ministry of Ecology and Environment, MEE)’nın yayımladığı ilerleme raporları, sistemin tasarım ve operasyon boyutlarını anlatmaktadır.
Raporlama tarafında, borsaların rehberleri ve kamu kurumlarının çerçeveleri hızla gelişmektedir. Shanghai Stock Exchange (SSE), sürdürülebilirlik raporlaması için yayımladığı kullanıcı kılavuzu ile çevresel açıklama kalemlerini raporlama öğelerine, metriklere ve yöntemlere indirgemektedir. Bu durum, Çin’de sürdürülebilirlik yaklaşımının “hedef, piyasa mekanizması, standartlaşan açıklama” üçlüsüyle ilerlediğini göstermektedir.
Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, WEF) 2024 ve 2025 Yılı Değerlendirmeleri
WEF 2024 (Davos) yıllık toplantısı “Güveni Yeniden İnşa Etmek” temasıyla kurgulanmıştır. Resmi toplantı materyallerinde bu temanın, parçalı ve belirsiz küresel ortamda diyalog ve iş birliği zemini oluşturma hedefiyle seçildiği belirtilmektedir. WEF’in 2024 basın duyurusu ve toplantı dokümanı, programın temalarını ve ele alınan jeopolitik gerilimler, ekonomik dönüşüm, teknoloji, iklim/enerji geçişi ve toplumsal boyutlar gibi başlık kümelerini resmi çerçevede özetlemektedir.
WEF 2025 yıllık toplantısı ise “Akıllı Çağ için İş Birliği” temasıyla duyurulmuştur. WEF’in 24 Ocak 2025 tarihli basın açıklamasında katılımcı profili ve toplantının amaçlanan iş birliği/ortak çözüm üretme rolü vurgulanmaktadır. Bu tema, teknoloji, ekonomik geçişler ve sürdürülebilir dönüşümün birlikte ele alınacağı bir çerçeve olarak sunulmaktadır.
WEF içeriklerini kurum içinde etkili biçimde kullanmak için temalara yönlendirme sunmaktadır. İş modeli, tedarik zinciri, sermayeye erişim ve yetenek/iş gücü gibi alanlarda somut iş etkilerine çevirmek; iklim, enerji, doğa ve teknoloji başlıklarını risk ve fırsat envanteriyle ilişkilendirmek; KPI’lar ve aksiyon planlarını da bu çerçeveyle uyumlu hale getirmek yönlendirmeleri vardır. WEF’in resmi tema sayfaları ve basın duyuruları, bu çeviriyi yapmak için yeterince açık bir yönlendirme sunmaktadır.
AB Yeşil Mutabakat: Fit-for-55
Fit for 55, AB’nin 1990 baz yılına endeksli olacak şekilde 2030 yılına kadar net sera gazı emisyonlarını en az %55 azaltma hedefini mevzuat paketine çeviren düzenlemeler bütünüdür. AB Konseyi Fit for 55’i bu hedefe hizmet eden yasalar seti olarak tanımlamaktadır ve 2050 iklim nötrlüğü patikasına yerleştirmektedir.
Paket; enerji, sanayi, binalar, ulaşım gibi sektörleri kapsayan çok sayıda düzenlemeyi birlikte çalıştırmaktadır. Karbon fiyatlandırmasının kapsam ve sıkılığının artırılması, sınırda karbon düzenlemesi (CBAM), enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji hedeflerinin güncellenmesi gibi başlıklar Fit for 55’in genel araç seti içindedir. Avrupa Komisyonu, Fit for 55 sayfasında paketin, 2030 hedefini “adil, maliyet-etkin ve rekabetçi” biçimde gerçekleştirmeyi amaçlayan bir ilerleme/uygulama çerçevesi olduğunu açıklamaktadır.
Karbon maliyetinin artması ve daha fazla faaliyete yayılması, özellikle AB’ye ihracatta ürün ve tedarik zinciri kaynaklı emisyonların daha görünür maliyet/uyum kalemi haline gelmesi ve enerji verimliliği, elektrifikasyon, yenilenebilir, proses dönüşümü gibi düşük karbon yatırımlarına hız kazandırması açısından Fit for 55’in pratik etkisi çoğunlukla üç kanaldan hissedilmektedir.
COP 30 ve Türkiye
2025 yılı, küresel iklim yönetişimi açısından Paris Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik uygulama ve finansman odağının belirgin biçimde güçlendiği bir yıl olmuştur. UNFCCC kapsamında düzenlenen Taraflar Konferansları, küresel iklim politikalarının yönünü belirleyen temel platformlar olmayı sürdürmüştür. 2025 yılında Brezilya’nın Belém kentinde gerçekleştirilen COP 30, Paris Anlaşması’nın onuncu yılına denk gelmesi nedeniyle, iklim eylemlerinin hızlandırılması ve uygulamanın güçlendirilmesi açısından kritik bir dönüm noktası olarak öne çıkmıştır.
COP 30, Paris Anlaşması’nın 10. yılında, iklim taahhütlerinden uygulamaya geçişin hızlandırılması gerektiğini güçlü biçimde ortaya koymuştur.
COP 30’da müzakerelerin odağında, iklim değişikliğine uyum ve adaptasyon, iklim finansmanının artırılması, adil geçiş ve doğa temelli çözümler yer almıştır. Gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığını artırmaya yönelik finansman ihtiyacı ön plana çıkmıştır. Uyum finansmanının ölçeklendirilmesi konusu konferansın temel başlıklarından biri olmuştur. Kamu ve özel sektör kaynaklarının daha etkin mobilizasyonuna yönelik çağrılar yinelenmiştir.
COP 30’un Amazon havzasında yer alan Belém kentinde düzenlenmesi, ormansızlaşma, biyolojik çeşitlilik kaybı ve doğa koruma başlıklarını zirvenin merkezine taşımıştır. Konferans boyunca iklim ve doğa gündemlerinin birbirinden ayrı ele alınamayacağı vurgulanmıştır. Ekosistemlerin korunmasının, uzun vadeli iklim hedeflerine ulaşılması açısından kritik olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Doğa temelli çözümlerin iklim politikaları ve finansman mekanizmalarıyla daha güçlü biçimde entegre edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
COP 30, iklim ve biyolojik çeşitlilik gündemlerinin bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini vurgulayan zirvelerden biri olmuştur.
Konferansta “Adil Geçiş” kavramı ön plana çıkmıştır. Düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde istihdam, gelir dağılımı ve sosyal etkilerin yönetilmesine yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Enerji dönüşümünün çalışanlar ve kırılgan gruplar üzerindeki etkilerinin gözetilmesi gerektiği vurgulanırken, iklim politikalarının sosyal boyutunun güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Fosil yakıtlardan çıkışa ilişkin küresel ölçekte bağlayıcı ve net bir takvim üzerinde uzlaşı sağlanamamıştır. Bu konu iklim müzakerelerinde tartışmalı başlıklardan biri olmaya devam etmiştir.
Türkiye’de Sürdürülebilirlik Gündemi
Türkiye’de 2025 yılı, sürdürülebilirlik alanında TSRS gibi raporlama standartları, sürdürülebilir finans göstergeleri ve taksonomi hazırlıkları etrafında kurumsal kapasitenin güçlendiği bir yıl olmuştur. Bankacılık sektörü açısından sürdürülebilirlik ekosistemi kredi tahsis süreçleri, risk yönetimi, veri altyapısı ve ürün geliştirme alanlarına daha doğrudan yansımıştır.
Türkiye’de 2025, sürdürülebilirlik raporlama ve sürdürülebilir finans altyapısının uygulamaya dönük olgunlaştığı bir geçiş yılı niteliği taşımıştır.
TSRS Uygulaması ve Raporlama Disiplininin Güçlenmesi
2025 yılı, küresel iklim yönetişimi açısından Paris Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik uygulama ve finansman odağının belirgin biçimde güçlendiği bir yıl olmuştur. UNFCCC kapsamında düzenlenen Taraflar Konferansları, küresel iklim politikalarının yönünü belirleyen temel platformlar olmayı sürdürmüştür. 2025 yılında Brezilya’nın Belém kentinde gerçekleştirilen COP 30, Paris Anlaşması’nın onuncu yılına denk gelmesi nedeniyle, iklim eylemlerinin hızlandırılması ve uygulamanın güçlendirilmesi açısından kritik bir dönüm noktası olarak öne çıkmıştır.
TSRS ile sürdürülebilirlik açıklamalarının finansal raporlama dönemleriyle eş zamanlı ve karşılaştırılabilir biçimde sunulmasına yönelik kurumsal çerçeve güçlenmiştir.
İklim Kanunu ve İklim Politika Araçları
Türkiye’de ilk kez kapsamlı bir yapıda çalışılan İklim Kanunu, 9 Temmuz 2025’te Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, ülkemizin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi ve Paris Anlaşması kapsamındaki taahhütlerini gerçekleştirebilmesi için sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğine uyum ve uyum süreçlerinin kurumsal ve hukuki çerçevesini belirlemektedir. Kanun karbon piyasaları, sera gazı azaltımı, uyum eylemleri, planlama araçları ve idari yaptırımlar gibi çok sayıda bileşeni içermektedir.
Türkiye’nin ilk yasalaşan İklim Kanunu, ülkemizde iklim politikalarının ilk kez bütüncül ve bağlayıcı bir yasal çerçeveye kavuşturulmasını sağlamıştır.
Yeşil Varlık Oranı ve İklim Risk Yönetimi
Bankaların bilançosunda yer alan varlıkların ne ölçüde çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyetlere yönlendirildiğini gösteren temel bir performans göstergesi olan Yeşil Varlık Oranı (YVO), bankacılık sektöründe yeşil dönüşümün finansmanına sağlanan katkının ölçülmesini, sürdürülebilir finans uygulamalarının yaygınlaştırılmasını ve iklimle bağlantılı risklerin daha etkin yönetilmesini amaçlayan düzenleyici bir araç niteliği taşımaktadır. Oranın pay kısmında çevresel fayda sağlayan alanlara tahsis edilen krediler ve yatırımlar yer almaktadır. Payda ise düzenleme kapsamında tanımlanan toplam uygun varlıklardan oluşmaktadır. Bu oran, bankaların kaynak tahsis tercihlerinin çevresel sürdürülebilirlik perspektifinden şeffaf biçimde değerlendirilmesine imkân tanımaktadır.
YVO’nun hesaplanmasında, faaliyetlerin çevresel hedeflere katkısı, önemli zarar vermeme ilkesi ve asgari sosyal güvenceler gibi kriterler esas alınmaktadır. Türkiye Yeşil Taksonomisi ve uluslararası sürdürülebilir finans çerçeveleriyle uyumlu şekilde kurgulanmasını sağlamaktadır. Bankacılık sektörü açısından YVO, yalnızca bir raporlama göstergesi değil, aynı zamanda stratejik bir yönlendirme aracı olarak öne çıkmaktadır.
Sürdürülebilir finans metrikleri, bankalarda yalnızca raporlama konusu olmaktan çıkıp risk yönetimi ve portföy stratejilerinin yapıtaşı haline gelmektedir.
BDDK tarafından yayımlanan “İklimle Bağlantılı Finansal Risklerin Yönetimine İlişkin Rehber”, bankaların iklim değişikliğinden kaynaklanan fiziksel ve geçiş risklerini kurumsal risk yönetimi çerçevelerine entegre etmelerini hedefleyen tamamlayıcı bir düzenleyici araç niteliği taşımaktadır. Rehber; iklim risklerinin kredi, piyasa, operasyonel ve itibar riskleri üzerindeki etkilerinin tanımlanmasını, bu risklerin ölçülmesi ve izlenmesine yönelik veri altyapısının güçlendirilmesini, senaryo analizi ve stres testleri yoluyla ileriye dönük risk değerlendirmelerinin yapılmasını ve yönetim kurulu düzeyinde etkin gözetimi öngörmektedir. İklim Kanunu kapsamında öngörülen ETS, karbon fiyatlandırması ve SKDM gibi araçların finansal sistem üzerindeki etkilerinin sağlıklı şekilde yönetilmesine katkı sağlamaktadır. İklim politikaları ile finansal istikrar hedefleri arasında bütüncül bir çerçevenin oluşmasını desteklemektedir.
Taksonomi Hazırlıkları ve İklim Kanunu Uyumu
Türkiye Yeşil Taksonomisi’nin geliştirilmesine yönelik teknik çalışmalar 2025 yılında da sürmüştür. Sürdürülebilir yatırımları yönlendirecek sınıflandırma altyapısının güçlendirilmesi hedeflenmiştir.
AB Taksonomisi ile uyumlu bir yaklaşım benimsenmesi ve uluslararası finansman kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması açısından önemli görülmektedir.
SKDM ve Tedarik Zinciri Verisi
Türkiye’nin dış ticaretinde AB’nin ağırlığı dikkate alındığında, SKDM geçiş dönemi raporlaması ve 2026’ya yaklaşırken uyum gerekliliklerinin artması, özellikle karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılar ve bunlarla çalışan finansal kurumlar için stratejik bir gündem maddesi olmuştur. SKDM geçiş döneminin çerçevesi ve 2025 içinde geliştirilen raporlama/kayıt altyapısı, emisyon verisinin doğrulanması ve ürün bazlı karbon maliyeti yönetimini kritik hale getirmiştir.
SKDM uyumu emisyon verisinin güvenilirliği, tedarikçi verisi ve ürün bazlı karbon maliyeti yönetimini finansman karar süreçlerine daha fazla entegre eden bir etki oluşturmaktadır.
COP31 Dönem Başkanlığı ve Ev Sahipliği Türkiye’ye Verildi
COP 30’un ardından gözler, 2026 yılında düzenlenmesi planlanan COP31’e çevrilmiştir. COP31’in, COP 30’da öne çıkan başlıklara ilişkin uygulama sonuçlarının değerlendirileceği ve ülkelerin güncellenmiş ulusal katkı beyanlarının (NDC) hayata geçirilmesine yönelik ilerlemenin gözden geçirileceği bir zirve olması beklenmektedir. COP31 gündeminde iklim finansmanının somutlaştırılması, uyum hedeflerinin ölçülmesi, enerji dönüşümünün hızlandırılması ve özel sektörün iklim eylemlerine daha etkin katılımı gibi konuların öne çıkacağı değerlendirilmektedir. COP31’e yönelik hazırlık sürecinde, ülkelerin yalnızca yeni hedefler açıklamasından ziyade, mevcut taahhütlerin finansman, politika ve düzenleyici araçlarla nasıl desteklendiğinin daha görünür hale gelmesi beklenmektedir.
COP31’in, COP 30’da verilen taahhütlerin uygulamaya ne ölçüde yansıdığını test eden bir “uygulama zirvesi” niteliği taşıması beklenmektedir.
COP31’in Türkiye’de düzenlenmesi ve COP31 Başkanlığı’nın Türkiye tarafından üstlenilmesi konusunda tüm tarafların mutabakatı sağlanmıştır. Söz konusu uzlaşı, Türkiye’nin de üyesi olduğu Birleşmiş Milletler çatısı altındaki Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu (WEOG) tarafından kabul edilmiştir. Türkiye, iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en üst düzey platformu olan COP’a ilk kez ev sahipliği yapacaktır. 196 ülkenin liderleri, politika yapıcıları ve paydaşları iklim krizine karşı taahhütlerini, politikalarını ve çözüm önerilerini Türkiye’de ele alacaktır.
Türkiye, COP31 ile ilk kez küresel iklim müzakerelerinin en üst düzey platformuna ev sahipliği yapacaktır.
Türkiye’nin COP31 ev sahipliği, “hiçbir ülkenin geride bırakılmadığı daha adil ve kapsayıcı bir iklim diplomasisi” yaklaşımı çerçevesinde şekillenmiştir. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde COP31 Liderler Zirvesi’nin ve ana konferans organizasyonunun hangi illerde gerçekleştirileceğine ilişkin hazırlıkların netleştirilmesi beklenmektedir.
COP31’in ev sahibi şehri olarak Antalya’nın ulaşım altyapısı, konaklama kapasitesi ve uluslararası organizasyon deneyimi ile COP31 için güçlü bir aday olduğu belirtilmiştir. Daha önce G20 Liderler Zirvesi’ne başarıyla ev sahipliği yapmış olması da bu tercihi destekleyen unsurlar arasında yer almaktadır. COP31 kapsamında düzenlenecek Liderler Zirvesi’nin İstanbul’da gerçekleştirilmesinin planlandığı ifade edilmiştir.
COP31’in Antalya’da, Liderler Zirvesi’nin ise İstanbul’da gerçekleştirilmesi yönündeki planlama, Türkiye’nin organizasyon kapasitesini ve küresel erişilebilirliğini ön plana çıkarmaktadır.
Türkiye’nin COP31 adaylık süreci, 2022 yılında Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenen COP27’de güncellenmiş NDC’nin ve COP31 adaylığının eş zamanlı olarak ilan edilmesiyle başlamıştır. Türkiye ile Avustralya da WEOG Grubu kapsamında aday olmuştur. İki ülke arasında yaklaşık iki yıl boyunca dostane ve yapıcı müzakereler yürütülmüştür. Türkiye, bu süreçte çok sayıda ülke ile diplomatik temaslarda bulunarak ev sahipliği için gerekli desteği sağlamıştır.
Türkiye, COP31 sürecinde tarihsel bağlar, kapsayıcı diplomasi ve ortak sorumluluk vurgusuyla güçlü bir liderlik profili ortaya koymuştur.
Türkiye’nin Akdeniz havzasında yer alması nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerini derinden hisseden ülkeler arasında bulunduğunu vurgulayan Bakan Kurum, buna karşın tarihsel emisyon sorumluluğunun sınırlı olmasına rağmen Türkiye’nin kararlı iklim eylemlerini hayata geçirdiğini ifade etmiştir. Türkiye’nin İklim Kanunu, Sıfır Atık Hareketi, döngüsel ekonomi uygulamaları, yenilenebilir enerji kaynak çeşitliliği ve 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda attığı adımların, ülkeyi küresel iklim mücadelesinde etkin bir aktör konumuna taşıdığı belirtilmiştir.
COP31 Başkanlığı, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi doğrultusunda yürüttüğü politikaları küresel ölçekte görünür kılacak stratejik bir platform niteliği taşımaktadır.
Ziraat Bankası’nın İklim Değişikliği ile Mücadele Gündemi
Türkiye’de 2025 yılı, sürdürülebilirlik alanında TSRS gibi raporlama standartları, sürdürülebilir finans göstergeleri ve taksonomi hazırlıkları etrafında kurumsal kapasitenin güçlendiği bir yıl olmuştur. Bankacılık sektörü açısından sürdürülebilirlik ekosistemi kredi tahsis süreçleri, risk yönetimi, veri altyapısı ve ürün geliştirme alanlarına daha doğrudan yansımıştır.
Tarım Misyonu
Ziraat Bankası, gıda güvenliğini sağlamak ve tarımsal dayanıklılığı artırmak için üstlendiği sürdürülebilirlik odaklı tarım misyonu ile ülkemizde tarım sektöründe önde gelen bankası konumundadır. Banka başta ulusal mevzuat ile düzenlenen sübvansiyonlu kredi konu ürünleri aracılığıyla TNFD ve AB Taksonomisi gibi küresel çerçeveler doğrultusunda biyoçeşitliliği koruyan, çevresel risklere duyarlı ve iklim değişikliğine uyumlu tarımsal proje ve uygulamaları desteklemektedir.
İklim değişikliğine en duyarlı sektörlerden biri olan tarım; doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi, tarımsal verimliliğin korunması ve çiftçilerin farkındalığının artırılması açısından stratejik önem taşımaktadır. Bu çerçevede İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında tarımda iklim-akıllı yatırımların teşvik edilmesi ve finansman kaynaklarının artırılması gerekliliği açıktır.
Ziraat Bankası, tarım müşterilerinin iklim değişikliğine adaptasyon süreçlerinde danışmanlık, finansman, eğitim ve farkındalık konularında destek sunmaktadır.
Gıda güvenliğinin sağlanması ve biyoçeşitliliğin korunması hedefiyle, müşterilerine çevresel sürdürülebilirlik esaslarıyla uyumlu hizmet sunan Ziraat Bankası, tarım sektöründe iklim dayanıklılığını artırmayı ve ulusal gıda sistemlerini güçlendirmeyi amaç edinmiştir.
Atık Yönetimi ve Sıfır Atık Yaklaşımı
Ziraat Bankası, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında atık oluşumunun önlenmesi, kaynağında ayrıştırma ve geri dönüşüm esaslarına dayalı Sıfır Atık yaklaşımını tüm operasyonlarına yaygın şekilde entegre etmektedir. 2025 yılı itibarıyla, atık ayrıştırma ve geri dönüşüme kazandırma uygulamaları Banka genelinde kesintisiz şekilde sürdürülmüştür. Tüm şube ve birimlerde, Sıfır Atık Yönetmeliği doğrultusunda standart hizmet sunulmaya devam edilmiştir. 2025 yılı içerisinde stratejik yaklaşımda köklü bir değişiklik yapılmaksızın, mevcut uygulamaların kapsayıcılığı ve etkinliği artırılmıştır.
Dijitalleşmiş Atık Yönetimi
Banka, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamındaki atık yönetimi süreçlerinde dijital çözümlerden etkin biçimde yararlanmaktadır. Bu doğrultuda Sıfır Atık Yönetimi yazılımı kullanılarak, 2025 yılı içinde Banka Portalı üzerinde yer alan Sıfır Atık Yönetim Sistemi’nin veri kalitesi artırılmış ve raporlama altyapısı güçlendirilmiştir.
2025 yılı sonu itibarıyla Banka’nın 1.668 hizmet noktası için Sıfır Atık Belgesi alınarak geçen seneye göre yaklaşık olarak %10 oranında artırılmıştır.
Mikro Atık Yönetimi
Ziraat Bankası sürdürülebilirlik faaliyetleri kapsamında kahve çekirdekleri gibi mikro atıkların ileri geri dönüşüm ile karbon emisyonunu azaltmayı amaçlamaktadır. Kurulan iş birliği kapsamında kahve atıklarının haftalık olarak toplanması ve ISO standartları ile GHG Protokolü’ne uygun şekilde raporlanması sağlanmıştır. Karbon raporu, süreçteki karbon emisyonlarını, kurtarılan karbon emisyonları, üretilen alternatif ham madde miktarlarını ve emisyon verilerinin eşdeğer karşılaştırmasını içermektedir.
Ziraat Bankası tarafından 2025 yılı içinde üretilen 3.524,85 kg kahve atığının mikro atık yönetimi çalışması ile değerlendirilmesi 4.088,24 kg CO₂e sera gazının atmosfere salımının önüne geçmiştir. Bu fayda yaklaşık olarak aşağıdaki faaliyetler ile oluşan karbon ayak izine eşittir:
Sektörel Çalıştaylar, Eğitimler ve Alt Çalışma Grupları (AÇG)
İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik alanındaki düzenleyici ve sektörel gelişmeler kapsamında, KGK ile Türkiye Bankalar Birliği (TBB) gibi ilgili kurumlar tarafından düzenlenen çalıştay, eğitim ve konferanslara; gerekli görülen ve düzenlenmesi halinde, Bankayı temsilen katılım sağlanmaktadır.